Havacılıkta Emniyet ve İnsan Faktörü
Havacılıkta Emniyet ve İnsan Faktörü: Pilotlar Sağlık Sorunlarını Neden Gizliyor?
Sivil havacılık endüstrisi, uygulanan katı kurallar ve gelişen teknoloji sayesinde günümüzde eşi benzeri görülmemiş bir “emniyet” seviyesine ulaşmıştır. Milyonlarca insan, her gün hiçbir büyük sorun yaşanmadan, karmaşık havacılık sisteminin bir parçası olarak güvenle seyahat etmektedir. Ancak bu mükemmel işleyen devasa makinenin kalbinde, her zaman en karmaşık ve hassas bileşen olan “insan” yer alır. Sistemler ne kadar teknolojik olursa olsun, havacılığın temelinde yatan insan faktörü, operasyonların başarısını belirleyen en kritik unsurdur. Bu bağlamda, kokpitte görev yapan kaptanların ve yardımcı pilot (first officer) ekiplerinin zihinsel ve fiziksel sağlıkları, uçuş operasyonlarının temel taşını oluşturur.
Peki, gökyüzünü emanet ettiğimiz pilotlar, kendi sağlık sorunları söz konusu olduğunda ne kadar şeffaf davranabiliyorlar? Dr. William Hoffman’ın nöroloji ve havacılık tıbbı alanındaki saha çalışmaları, sektördeki çok önemli ve genellikle konuşulmaktan kaçınılan bir gerçeği, yani pilotların sağlık hizmetlerinden kaçınma eğilimini (healthcare avoidance) gözler önüne sermektedir.
Sağlık Hizmetlerinden Kaçınma Eğilimi ve Mesleki Kaygılar
Dr. Hoffman ve ekibi tarafından Kuzey Amerika’da 5.000’den fazla pilot üzerinde gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma, sarsıcı bir veriyi ortaya koymuştur: Pilotların %50’sinden fazlası, geçmişte sağlık hizmeti almaktan kaçındığını bildirmiştir. Bu kaçınma davranışı; periyodik sağlık taramalarında (aeromedical screening) her şeyi şeffafça paylaşmamak veya doktora gidilmesi gereken bir semptom yaşandığında bunu görmezden gelmek gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır.
Bunun altında yatan temel neden ise oldukça insani ve sistemsel bir kaygıdır: Uçabilme yeteneğini ve dolayısıyla işini geçici veya kalıcı olarak kaybetme korkusu. Havacılık dışındaki mesleklerde durum çok daha farklıdır; örneğin bir hekimin veya bir cerrahın psikolojik destek alması ya da bir terapiste gitmesi, mesleki lisansını beyan etmesini gerektirmez ve kariyerini doğrudan tehdit etmez. Ancak bir pilot, en ufak bir mental yorgunluk veya sağlık sorununu beyan ettiğinde, iyileşme süreci belirsiz olan ve aylarca, hatta yıllarca sürebilecek bir uçuştan uzaklaştırılma riskiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Bu ağır yaptırım ihtimali, pilotları yaşadıkları insani sorunları gizlemeye ve ne yazık ki “sessizce acı çekmeye” itmektedir.
Havacılık Yaşam Tarzının Getirdiği Benzersiz Stres Faktörleri
Mental sağlık, durağan bir tablo değil, günden güne değişebilen son derece dinamik bir yelpazedir. Havacılık profesyonelleri, meslekleri gereği bu yelpazede çok daha fazla dalgalanma yaratabilecek spesifik risk faktörlerine maruz kalırlar. Sürekli değişen uyku düzenleri, farklı zaman dilimleri, evden ve sosyal destek ağlarından uzakta geçirilen uzun süreler ve her uçuşta değişen ekiplerle çalışma zorunluluğu, havacılığın doğasında olan ancak son derece izole edici olabilen unsurlardır.
Bu zorlu yaşam tarzı; boşanma, çocuklarla ilgili sorunlar veya yoğun çalışma temposu gibi hayatın olağan stres faktörleriyle birleştiğinde, pilotlar için başa çıkılması gereken ağır bir yük haline gelebilmektedir. Havacılık kültürünün temeli, 19 yaşındaki bir öğrenci pilotun 23 yaşındaki bir uçuş eğitmeniyle eğitim uçağına bindiği gün atılmaktadır. Eğer bu erken dönemde, “ihtiyaç duyduğunda uçuşa ara vermenin ve yardım istemenin normal olduğu” öğretilmezse, “yalan söyle ki uçabilesin” (lie to fly) şeklinde son derece tehlikeli ve toksik bir kültür oluşmaktadır.
Yüzyıllık Sistemler ve Halının Altındaki Toz
Günümüzde uygulanan havacılık tıp standartları ve havacılık sertifikasyon sistemlerinin temeli, 1920’lere ve hatta I. Dünya Savaşı yıllarına kadar uzanmaktadır. Geçmiş yüzyılın dinamikleriyle oluşturulan bu sistemler, ne yazık ki günümüzün modern sağlık anlayışıyla her zaman uyuşmamaktadır. Örneğin, 1980 yılında “anksiyete” veya “depresyon” kavramlarının tıp dünyasındaki karşılığı ile günümüzdeki karşılığı birbirinden tamamen farklıdır. Buna ek olarak, 1990’lı ve 2000’li yıllarda gençlere sıklıkla konulan “Günün Popüler Teşhisi” (diagnosis du jour) olarak adlandırılan DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) gibi geçmiş tıbbi kayıtlar, günümüzde pilot olmak isteyen gençlerin önüne büyük bir sertifikasyon engeli olarak çıkabilmektedir.
Dr. Hoffman, mevcut durumu havacılık dünyasına anlatırken oldukça çarpıcı bir analoji kullanmaktadır: Eğer odanızda toz varsa ve siz bu tozu sadece halının altına süpürüyorsanız, odanız görünürde temizdir ancak o toz hala oradadır. Havacılık endüstrisinde uzun yıllardır konuşulmayan bu sorun da aslında halının altındaki tozdur. Halıyı kaldırıp altını temizlemeye başladığınızda etrafa biraz toz savrulması ve bunun rahatsızlık vermesi doğaldır; ancak işlemin sonunda ortam çok daha temiz ve sağlıklı olacaktır.
Çözüm Odaklı Yaklaşımlar: Akran Desteği (Peer Support)
Neyse ki sivil havacılık dünyasında, bu engelleri aşmak için umut verici çok büyük adımlar atılmaktadır. Geçmiş yıllarda akademik dergiler, pilotların sağlık hizmetlerinden kaçındığına dair araştırma verilerini “Bunu zaten biliyoruz” diyerek yayımlamayı reddederken, bugün Ulusal Ulaştırma Emniyet Kurulu (NTSB) ve Federal Havacılık İdaresi (FAA) gibi dev kurumlar, bu sorunları çözmek için özel zirveler düzenlemekte ve kural koyucu çalışma grupları oluşturmaktadır.
Sektörde uygulanmaya başlanan en devrimsel çözümlerden biri “Akran Desteği” (Peer Support) programlarıdır. Akran desteği, yardım arayan pilotların, kendi yaşadıkları zorlukları en iyi anlayacak olan ve özel eğitim almış diğer gönüllü meslektaşlarıyla iletişime geçebilmelerini sağlar. Sektörel verilere göre, yardım talep eden pilotların sorunlarının %80 ila %90’ı, herhangi bir klinik müdahaleye veya uçuş men cezasına gerek kalmadan sadece bu akran desteği programları sayesinde başarılı bir şekilde çözülebilmektedir. EASA (Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı) bu tür akran desteği programlarına erişimi Avrupalı pilotlar için bir standart haline getirirken, ABD’deki sistemin de bu yönde gelişmesi hedeflenmektedir.
Gerçek Emniyet: Yardım İsteyen Pilot, En Emniyetli Pilottur
Emniyetin temeli, zayıflıkları saklamak değil, onları yönetmektir. Medyada sıklıkla yaratılan panik havasının ve “psikolojik destek alan pilotlar tehlikelidir” şeklindeki yanlış algının aksine, uzmanlar çok net bir vizyon ortaya koymaktadır: Ortada çözülmesi gereken bir “emniyet” zafiyetinden ziyade, sağlık hizmetlerine erişimin önündeki “bariyerlerin” kaldırılması sorunu vardır.
Günün sonunda; hayatındaki bir stres faktörü nedeniyle elini kaldıran, profesyonel yardım isteyen, gerekirse talk terapi gören veya modern ilaç tedavilerini (örneğin ABD’de uçuşa izin verilen SSRI grubu ilaçlar) kullanan bir pilot, sorunlarını halının altına süpürüp sessizce acı çekerek kokpite oturan bir pilottan çok daha emniyetli (safe) bir pilottur. Sivil havacılık halihazırda son derece emniyetli bir ulaşım yöntemidir; ancak personelin kendi sağlıklarını koruyabileceği, yargılanmadan yardım isteyebileceği bir sistem inşa etmek, sektördeki “gizli riskleri” (latent risk) ortadan kaldırarak bu emniyet seviyesini kusursuzluğa bir adım daha yaklaştıracaktır.
Makalenizin sonuna Türk havacılık sektörü için şu şekilde kısa, çözüm odaklı ve kaynağın ana fikriyle uyumlu bir “Öneriler” veya “Türk Havacılığı İçin Çıkarımlar” bölümü ekleyebilirsiniz:
Araştırmalardan elde edilen bu çarpıcı veriler, küresel bir sivil havacılık aktörü olan Türk havacılığı için de çok değerli dersler barındırmaktadır. Endüstride var olan bu “gizli riskleri” (latent risk) ortadan kaldırmak ve mükemmel işleyen emniyet kültürünü daha da güçlendirmek adına sektörümüz şu adımlara odaklanabilir:
- Akran Desteği (Peer Support) Sistemlerinin Güçlendirilmesi
- Uçuş Okullarından Başlayan Pozitif Kültürel Dönüşüm
- Cezalandırıcı Olmayan Tıbbi Yaklaşımlar ve Güven Ortamı oluşturulması.
- Modern Sağlık Kurallarının Takibi
Unutulmamalıdır ki; ruhsal veya fiziksel bir sorun yaşadığında yardım isteme cesareti gösteren ve tedavi gören bir pilot, sorunlarını gizleyerek sessizce uçmaya devam eden bir pilottan her zaman çok daha emniyetlidir. Sivil havacılıkta personelin sağlığını gözetmek, uçuş emniyetinin tam kalbinde yer alır.
Bu yazı, North Dakota Üniversitesi’nden havacılık profesörü ve nörolog Dr. William Hoffman’ın araştırmalarının paylaşıldığı “Are Pilots Hiding Health Issues? The Truth About Aviation Safety” başlıklı yayından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Editör

Eray Beceren
Yorumlar (0)