LOAD CONTROL: UÇUŞ EMNİYETİNİN GÖRÜNMEYEN KAHRAMANI
Havacılıkta load control (yük kontrolü), çoğu zaman operasyonun arka planındaki teknik bir süreç gibi görülse de, gerçekte uçuş emniyetinin ön saflarında yer alan kritik bir güvenlik sistemi olarak öne çıkıyor. Hava kargo lojistiği uzmanlarına göre bu disiplin, uçağın performansını, yapısal bütünlüğünü ve operasyonel güvenilirliğini doğrudan belirliyor. 🛫
Yerçekiminin ticari baskılara veya operasyonel yoğunluğa göre değişmediğini vurgulayan uzmanlar, uçuş güvenliğinin yalnızca doğru ağırlık ve denge hesaplamalarıyla sağlanabileceğine dikkat çekiyor.
📊 Load control sürecinin temelini şu kritik parametreler oluşturuyor:
🔹 Maximum Takeoff Weight (MTOW) – Maksimum kalkış ağırlığı
🔹 Maximum Landing Weight (MLW) – Maksimum iniş ağırlığı
🔹 Zero Fuel Weight (ZFW) – Yakıtsız maksimum ağırlık
🔹 Center of Gravity (CG) – Ağırlık merkezi dengesi

Bu limitlerin aşılması yalnızca performans kaybına değil;
❗ Tırmanış performansının düşmesine
❗ Yakıt tüketiminin artmasına
❗ Kalkış ve iniş mesafesinin uzamasına
❗ Uzun vadeli yapısal yorgunluğa
neden olabiliyor.
Özellikle ağırlık merkezinin (CG) limit dışına çıkmasının, uçağın stabilitesini ve kontrol edilebilirliğini ciddi şekilde riske attığı belirtiliyor. Öne kaymış bir CG kalkışta daha fazla kumanda kuvveti gerektirirken, arkaya kaymış CG ise stall (tutunma kaybı) riskini artırabiliyor. ⚠️
Uluslararası standartlara göre, başta IATA ve ICAO tarafından belirlenen yükleme prosedürleri, havayolları ve kargo operatörleri için bağlayıcı güvenlik çerçevesini oluşturuyor.
Uzmanlar ayrıca şuna dikkat çekiyor:
✔️ Son dakika yük değişikliklerinin mutlaka yeniden hesaplanması
✔️ Load sheet belgelerinin titizlikle doğrulanması
✔️ Otomasyon sistemlerinin insan kontrolüyle desteklenmesi
gerekiyor.
Çünkü havacılıkta teknoloji gelişse de, fizik kuralları değişmiyor.
Load control, sadece bir operasyonel görev değil, uçuşun güvenli şekilde havalanmasını sağlayan temel bir emniyet bariyeri olarak kabul ediliyor.
