Röportaj-Ş.Didem Keremoğlu

0
707

Merhaba Didem Hanım öncelikle vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?

Merhaba; ben teşekkür ediyorum bu söyleşi için size ve platformunuza. İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve liseyi Kültür Koleji’nde okudum. Liseden sonra eğitimime İngiltere’de devam ettim. Mesleğim olan İngilizce öğretmenliğini neredeyse hiç yapmadan Atatürk Havalimanı’nda çalışmaya başladım. Bir gazete ilanı ile girdiğim sivil havacılığa 22 yıl hizmet verdim. Çelebi Hava Servisi’nde başladığım sektöre Malezya Havayolları’nda “İstasyon Müdürü” olarak devam ettim. On altı yıl boyunca çalıştığım Malezya Havayolları’ndan 2004 yılında emekli oldum ve hemen akabinde gelen bir teklifi değerlendirip Kenya Havayolları’nda İstasyon Müdürü olarak göreve başladım. Kenya Havayolları İstanbul İstasyonu’nu kurdum. Son on iki senedir de eşimin emekliliği sonrası yerleştiğimiz Muğla, Bodrum’da yaşamaktayım.

Kitaplarınızın içeriğinden bahsedebilir misiniz?

İki yıl arayla ikisi de ikinci baskısını yapan iki öykü kitabı çıkardım. Kimi havalimanı ile ilgili kurgular da yazdığım öykülerimin olduğu kitaplar bunlar. İlk kitabım “yine hüzzam” da daha düz örgü bir kurgu dili kullandım. Ağırlığından bunaldığımız gündeme göndermeler var öykülerimde, eleştirisel bir göz…

İkinci öykü kitabım “Evliliğim sadist bir monolog” ise iki bölümden oluşmakta. “Bulaş Öyküleri” ve “İlkay Öyküleri.” “İlkay” ilk kitabımdaki öykülerimden birinin havalimanında çalışan kahramanı. İkinci kitapta “İlkay”ın öncesi ve sonrası olan kurgular var. İkinci kitabımın içeriği: şiddet. Şiddetin bulaşıcı olduğunu vurguladım. Kadına, doğaya, çocuğa, hayvana şiddeti yazdım. Asla umutsuz sonlar taşımayan, dayatılmak istenene başkaldıran öyküler bunlar. İçinden geçtiğimiz karanlık sürece ve Dünya’nın yeni normallerine göndermeler olan distopik metinler de var kitapta.

Bir havalimanına gerçekleştirilen terör saldırısı ve hava kargoda canlı hayvan taşımacılığı temalı iki  öyküm var aynı kitapta.

Emekli olduktan sonra sizi yazmaya iten sebeplerden bahsedebilir misiniz?

Emekli olmadan önce de yazıyordum. İlk öykümü Sait Faik okumaya başladığım yılda, 13 yaşında kaleme aldım. Çok disiplinli bir okurumdur. Kitap okunan bir evde büyüdüm. Yazma yetimi gören öğretmenlerimin de kitap okuma disiplinime büyük katkısı oldu. Düzenli yazmadığım yıllar boyunca düzenli okumaya hep devam ettim. Edebiyatın farklı disiplinlerini aynı anda okurum.  Emekliliğim sonrası, çok yakın bir dostumun ısrarı ile bir yazı atölyesine katıldım. “Aydın Şimşek Yaratıcı Yazarlık Atölyesi” ile yolumun kesişmesi dönüm noktam oldu. Yazım disipline girdi. Kurama ağırlık verdim bir yandan. Yazma sürecimi destekleyen bilinçli okumalar yaptırıldım. Yalnızca okumaya değil, yazmaya da düzenli saatler ayırmayı öğrendim, öğretildim. Aydın hoca ile çalışmaya da devam ediyorum.

İlk kitabım “yine hüzzam”ı yazı atölyesi ile buluşmama sebep olan arkadaşıma ithaf ettim. Meslektaşımızdır.

Öykülerinizi yazarken nelerden esinleniyorsunuz, nelerden besleniyorsunuz?

Canıma tak eden her şeyden!

Toplumsal yazıyorum. Katı hatta çiğ gerçekçi yazıyorum. Kimi ironi ile de harmanladığım psikolojik arka plan içeren kurgular bunlar. Edebiyattan beslenirim; şiir öyküyü besler derler ki çok doğru, tutkunu olduğum şiirden beslenirim. Öykülerim, ilk kitaptan beri edebiyat dergi ve platformlarında yer buluyor. İkinci kitapla beraber de ulusal edebiyatın içinde dolaşmaya başladı. Önemli eleştirmenler kitabım hakkında yazıyor. Tüm bu değerlendirmelerde ortak üç nokta var. Öykücülüğe yeni bir ismin geldiğinden, toplumsal yazdığım ama bunu sezdirmelerle yaptığımdan, bir de iyi bir okur olduğumdan söz etmekteler. Hemen hemen tüm öykülerimde ulusal ve Dünya edebiyatından yazar ve şairlerin yapıtlarından kısa alıntılar yaparım. Bir saygı duruşudur bu! Kaynak vererek, tırnak içi italik yazarak yaparım bunu.

Edebiyat, genelinde sanat esinler beni, besler… Anadolu’nun binlerce yıla yayılan kadim sanatı, edebiyatı, masal ve meselleri besler… Karacaoğlan’dan Pir Sultan’a, Dede Korkut’tan, Nazım’a… Besler.

İyi tercümelerini baştan ve baştan ve baştan okuduğum Dünya Klasikleri besler… Resim, sinema, müzik de öyle.

Havacılığın hem operasyon tarafında hem de yönetim tarafında çalışan biri olarak Kovid-19 Pandemisi’nin havacılık sektörüne etkileri konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizce havacılık sektörü bu krizi de atlatıp eski günlerine dönebilir mi

Mutfağından yetiştiğim sektörün karşılaştığı ne ilk krizdir “Salgın” ne de son olacak. 1988 yılında başladığım sektörde çalıştığım yirmi iki yıl boyunca: “Körfez Krizi”, “Domuz Gribi”, “Kuş Gribi”, “1999 Deprem”i, “11 Eylül” ve “Sars” yaşandı. Ülkede yaşanılan ekonomik krizler ve siyasi bunalımları saymadım bile. Her birinde ücretsiz izinler, işten çıkarmalar oldu. Havayolları küçüldü, istasyonlar kapandı. Havacılık sektörü ki hizmet sektörünün alt gruplarından biri olduğunu düşünürüm, tıpkı “turizm sektörü” gibi, bunu aşacaktır. Hatta daha da kuvvetli geri dönecektir.

Hep öyle oldu.

Yıllarca havacılığın farklı departmanlarında çalışmış biri olarak unutamadığınız bir anınız var mı?

O kadar çok var ki! 1999 Deprem’inin sonrasında iniş yapan uçağımızdaki yolculara yaptığım “uçak içi” anonsu aklıma gelen ilklerden. Kuala Lumpur’dan İstanbul’a varan Malezya Havayolları yolcuları ki uçuş 12 saat sürer, depremi anonsumla öğrenmişti. Unutamadığım değil ama hatırlamak istemediğim bir anımı paylaşmış oldum sizinle…

İşe başladığınız ilk yıllarda bir kadın olarak ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Karşılaşmadım. Özellikle benim çalışmaya başladığım yıllarda sektörü “eril” ya da “erkek egemen” olarak tanımlayabilirdiniz. Herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmadım. O yıllarda edindiğim arkadaşlıklar çok kuvvetli dostluklara evrildi. Her biri hâlâ yaşamımda olan meslek büyüklerim, benden sonra gelen meslektaşlarım, beraber çalıştıklarım… Hepsiyle görüşmeye ve hayatı paylaşmaya devam ediyorum. Yazıdaki serüvenimde de bana büyük destek veriyorlar. Son bir buçuk yıl ve öncesinde kaybedilenleri rahmetle, minnetle anıyorum.

Geçmişe dönseniz yine havacılığı mı seçerdiniz yoksa farklı alanlara mı yönelirdiniz?

Edebiyatı seçerdim.

Eğer seçeneklerden biri edebiyat değil idiyse havacılığı seçerdim. Havacılığa ya mesleğime diyelim olan tutkumun bende geçici bir körlük yarattığını düşünüyorum.

Önümüzdeki günler için ne gibi projeleriniz var?

İki ayrı roman dosyası üstünde çalışmaya devam ediyorum. Biri kurgu diğeri anı-roman olan bu dosyalardan kurgu olanının taslağını bitirdim. İki yüz kitap sayfasının üstünde bir roman taslağından söz etmekteyim. Üstünde çalışmaya devam…

Anı-roman ise kayınpederimin daktilo ile yazdığı 200 sayfalık notlarından yürüyor. “Bir Kaymakamın Anıları” diye kaleme aldığı, yakın tarihe tanıklık eden notlar bunlar. Yüklendiğim sorumluluk büyük anlayacağınız…

Ve tabii öyküler. Öyküler vazgeçilmezim. Dar alanda kısa paslaşılan anlatılar…

Edebiyat- sanat dergisi “Deliler Teknesi” için ki on dört yaşında bir dergiden söz ediyorum, söyleşiler yapıyorum. Ortak iki yanımız var yâni sizinle genç meslektaşım.

9 Temmuz’da ikinci kitabımın ilk imzası gerçekleşecek. Bodrum Belediyesi’nin Mousolos Sergi Salonu’nun rıhtımında imzadayım. Sizin aracılığınızla Bodrum Belediyesi’ne de ayrıca bir kez daha teşekkür etmiş olayım sanata ve sanatçıya verdikleri destek ve değer için.

13 Temmuz’da ise Datça Kitap Günleri’nde yayınevim Kanguru bünyesinde imzadayım. Edebiyattaki yolculuğumda en başından beri yanımda duran, güç veren ailem ve dostlarım biliyorum ki yine benimle olacak.

Havacılık sektörüne kendinizi tamamen kapattınız mı, bir teklif gelse değerlendirir misiniz?

Hayır, değerlendirmezdim ki emeklilik sonrası bir dönem teklifler gelmeye devam etti. Sektördeki bilgi birikimimi ise paylaşmaya çok açığım. Paylaşıyorum da… Gönüllülük esası ile yürüyor bu paylaşım.

Hobilerinizden, boş vakitlerinizde neler yaptığınızdan biraz bunlardan bahsedebilir misiniz?

Hobim yok! Tutkum var… Boş vaktim yok! Edebiyat var.

Hem havacı hem de bir yazar olarak havacılık ile edebiyatın ortak bir paydada buluştuğu nokta var mı?

Sivil havacılığı da içine alan havacılık olasılıkları planlar. Eğitimler “asla olmaz” denilen üstünden verilir. Keza bıktıran teftişler, bildirimler, eğitim ve yenilemeler… Havacılık öğretisi kurgular üstünden yürür. Hatta üst kurgular üstünden. Acil durum planları, kaza-kırımlar, uçak kaçırmalar, terör saldırıları, doğal felaketler… Her biri için ayrı bir “acil durum planı” içeren yüzlerle sayfalık basılı kurallar (manual) ile hareket ederiz.

Edebiyat: öngörür, hazırlar, uyarır… Havacılık da öyle! Sınırı daha dar olsa da öyle!

Kendinize idol aldığınız bir yazar var mı?

İlla bir seçim yapacak olursam; Sevim Burak. Postmodern akımın adının konmadığı yıllardan söz etmekteyim. Çağının ötesinde bir yazar. Bir öncü! Belki de ilk Burak’ı yazarım bu değerli Platform’un bana teklif ettiği o köşede…

Edebiyat dünyası yerine edebiyat evreni demeyi tercih edenlerdenim. O kadar çok değerli yapıt, o kadar çok yazar var ki! İşte o yüzden gün geçtikçe daha da çok yalnızlaşıyorum. Daha fazla okuyabilmek için… Yazmak için!

Havacılık ile ilgili anılarınızı, tecrübelerinizi aktaran bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?

Ortak bir kitap… İdeali ortak bir kitap olurdu. Her biri ayrı değerli öğretiler içeren yaşanmışlıklar yalnızca bende birikmedi sonuçta. Böyle bir çalışma da var… Benim de yazar olarak bünyesinde yer aldığım çok değerli bir proje yürüyor. Şimdilik bu kadarından söz edeyim. Proje sahibi projesini kendi anlatacaktır zaten yakında!

Hem apronda çalışmış biri olarak hem de ofiste yönetici koltuğunda çalışmış biri olarak bu iki pozisyonun birbirlerine göre nasıl bir avantajları ve dezavantajları var?

Herhangi bir kazançsızlığı yoktur. Tam tersine; olması gereken budur. Yönetici (burada kastım sivil havacılığın havalimanı operasyonu ile ilgili bölümüdür) mutlaka sahadan gelmelidir. Kayıp eşyadan ikrama, yüklemeden harekata, kargodan yolcu hizmetlerine, ekip planlamadan…

Yönetici mutlaka sahadan gelmelidir.

Nasıl bir yazma disiplinine sahipsiniz? Düzenli bir yazma saatiniz mi var yoksa her şey spontane mi gelişiyor?

Hiçbir şey spontane gelişmiyor. Öyle gelişeceğini varsaydığım kayıp yıllarım var! Artık hiçbir şeyi kendiliğinden gelişmeye bırakmıyorum. Düzenli okumaya düzenli yazma saatleri de eklendi.

Son olarak havacılık sektöründe kariyer düşünen öğrenci arkadaşlarımıza ne gibi tavsiyeleriniz var?

Sivil havacılık üniversitelerinin olmadığı “alaylı” döneme aitim. Aldığım eğitimi, o dönem için toplum tarafından çok daha kabul gören, “prestijli” diye adlandırılan bir başka alanda değerlendirmek yerine sektörde kalmayı yeğledim.

JetA-1; uçak yakıtı yâni, kendine has bir kokusu vardır. “Çakmak gazı” diye de tabir ederdik! Bağımlılık yaratır. Çalıştığım uluslararası havayolu şirketinin üstümde zaman zaman baskı yaratan ısrarına rağmen “satış”a geçmeyip “istasyon” yâni havalimanında kalmayı yeğledim. Oysa çok iyi bilinir ki satış, ülke hatta bölge müdürlüklerine giden yoldur!

“Son olarak havacılık sektöründe kariyer düşünen öğrenci arkadaşlarımıza ne gibi tavsiyeleriniz var?” sorunuz aslında cevabı da içinde barındırıyor. Zaten seçim yapılmış! Uygulamalı eğitimler çoktan başlamış, genç meslektaş adaylarım aprona çıkılmış… Jet A-1 solunmuş…

Önerim; devam etmeleri… Uygulamalı eğitimler çok önemli. Rotasyon, mümkünse her bölümde rotasyon yapsınlar bir de staj dönemlerinde.

Diyeceğim o ki “İstikbal göklerdedir.”

Değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Kaleminiz güçlü olsun.    

Teşekkür ederim. Sizin de öyle, kaleminiz güçlü olsun.